Genel

TEVFİK FİKRET’İN HAYATI

TEVFİK FİKRET’İN HAYATI

Aşiyan, İstanbul’da yazık ki sayıları bir elin parmaklarına ancak erişilebilen yazar evi müzelerden biri. Tevfik Fikret’in kuş yuvası. İnsanı soluksuz bırakan yokuşu tırmanıp bahçesine varıldığında banka oturup bir süre dinlenmeden insan toparlanamıyor. Elbette Boğazın en güzel ve geniş görüş alanlarından birini seyir keyfiyle. İnsanı bu sırada Anadolu Yakası, Küçüksu Göksu düzlüğüyle karşılıyor. Sola doğru Anadolu
Hisarı, Mihrabat Korusu ve Kanlıca sırtları, sağda ise Küçüksu Kasrı, Cemile Sultan Korusu, Adile Sultan Sarayının bulunduğu Kandilli sırtları. Tevfik Fikret, uyanıp da pencereyi açtığında, 1906 yılından dünyadan çok erken ayrıldığı 1915 yılına kadar güneşle birlikte her sabah bu eşsiz güzellikle karşılaşıyordu. Evden çıkıp arka bahçenin üzerinden asma köprüyle geçerek Robert Kolej’in bahçesine ulaşıyor, dersine on dakikalık bir yürüyüşle varabiliyordu. İnsan yaşadığı yere benzer. Yaşadığı mekânla Tevfik Fikret kadar bütünleşmiş bir yazar az bulunur. Doğudan batıya, gelenekten moderne, bireycilikten toplumculuğa doğru. Osmanlı Devletinin yayıldığı topraklarda tarihin katarı makas değiştirmeye başlayınca, toplumsal gelişmenin yeniden dengeye kavuşması uzun ve çalkantılı bir dönemi kapsayacaktı. Tevfik Fikret Osmanlı Devletinin bir yandan parçalanma bir yandan da kendini yenileme çabalarına tanıklık etti. Tevfik Fikret ve onunla birlikte bir aydın kuşağı doğrudan bu değişim hareketinin ürünüydü ama eskiyi korumak isteyenlerin toplumsal dayanakları daha güçlü ve yaygındı. Tevfik Fikret, edebiyatımızda 19. Yüzyılın ikinci yarısında başlayan modernleşme sürecinin önde gelen şairi. Bugün bile tamamlanamayan bu süreç, onun dönemindeki yüzeysel haliyle ancak bir Batılılaşma ya da Batıya öykünme hareketiydi.

Gerçekten de Tevfik Fikret’in 1896 ile 1901 yılları arasında yöneticiliğini yaptığı Servet-i Fünun dergisi ve Edebiyat Cedide hareketi temelde yalnızca Fransız edebiyatının Türkçe’de kopyasıydı ama hem de kaçınılmaz biçimde bir yenileşme ve değişme girişimiydi. Batılı kurumların ithaline dayanan reformlar ne kadar taklit ve zayıf olursa olsun tarihsel toplumsal geleceğimizi belirledi. Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet çizgisi, başlangıçta çok cılız öykünme hareketlerinin gittikçe derinleşmesi ve toplumsal gelişmemizi kavramasıyla kökleşti. Batıyla baş etmenin tek yolunun önce askeri, politik alanlarda ve eğitimde Batılılaşmak olduğu düşüncesi, özellikle Tanzimat sonrası yetişen aydınların kararlı çabalarıyla güçlendi. Ama elbette o dönemin sınırlı sayıda aydını tarafından gösterilen bu çaba, mücadele yürütenlerine büyük bir yük bindirdi. En başta aydınların kendi halkıyla aralarında çok uzun yıllar giderilemeyen bir kopukluğa da yol açmıştı. Düşünsel düzeydeki bu çıkmaza bir de II. Abdülhamit’in baskıcı yönetimi eklenince sanatçıların, yazarların, aydınların yaşamına sürekli bir karamsarlık, halktan uzaklık ve kendi içlerine kapanıklık egemen oldu. Tevfik Fikret’in de kısa sayılacak yaşamı, hep bu düş kırıklığı içinde geçti. Otuz üç yıllık II. Abdülhamit devrinde üç kez tutuklandı. Tevfik Fikret 1867 de İstanbul Kadırga’da doğdu. Hacdan dönüş yolunda koleraya yakalanan annesini, daha on bir yaşındayken kaybetti. Sürgüne gönderilen babasını, on dokuz yıl boyunca kız kardeşiyle birlikte hiç göremedi. Tevfik Fikret’in Kadırga’da ilköğretimini yaptığı okul, doksan üç harbinden İstanbul’a gelen göçmenlere yurt olarak ayrıldı. Tevfik Fikret’in yaşamını belirleyen olay, Mektebi Sultani’ye geçişi bu sırada gerçekleşti. Geleneksel eğitimden sonra bugünkü adıyla Galatasaray Lisesinde aldığı Fransızca eğitim ve Batı kültürü, onun düşünce ufkunun genişlemesine büyük katkı yapmış olmalıdır. Zaten bu karşıtlık yaşamının sonraki bölümünde belirleyici katkıda bulunacaktır. Bu doğrultuda Fikret’i en çok etkileyen kişi Recaizade Ekrem, okulunda onun edebiyat öğretmeniydi. Batı etkisindeki Türk Edebiyatının önde gelen kuramcısı olan Recaizade Ekrem, sonraki yaşamında da Tevfik Fikret’in sanat edebiyat alanındaki öncüsüydü. Tevfik Fikret’i Servet_i Fünun’un başına getiren de oydu. Türk Edebiyatı şiir ağırlıklı bir edebiyat. Güçlü bir şiir geleneğimiz ve her biri düşünce yaşamımızda da etkili büyük şairlerimiz var. İlk Batılılaşma hareketlerinden bu yana Namık Kemal, Mehmet Akif, Nazım Hikmet, Yahya Kemal, Orhan Veli gibi şairler, geniş bir zaman aralığında toplum kesimlerinden yaygın bir ilgi gördüler. Tevfik Fikret de çevresinde ışıklı halkalar oluşturabilmiş şairlerimiz arasında yer alıyor. Ama öte yandan onun şiiri, kişilik özellikleriyle de bağlı bir boyut taşıyor. Umuttan düş kırıklığına, coşkudan küskünlüğe, sevinçten öfkeye hızlı geçişler Tevfik Fikret’e özgü ruhsal dalgalanmalardı. Bir yandan yoğun siyasal baskı dolayısıyla bireysel, içe dönük ama öte yandan toplumcu ve eylemci. Şiirinde bu kişilik özelliklerinin doğrudan yansımaları var, bu nedenle de özden, içten ve gerçek. Yaşadığı derin karşıtlıklar, Tevfik Fikret şiirinin beslendiği kaynaklar oldu hep. Tevfik Fikret, şiirde Tanzimat Edebiyatının ikinci yarısının önemli yazarları Recaizade Ekrem ve Abdülhak Hamit’in yolunu izledi. Ancak 1894 yılından sonra kendine özgü şiiri bulacak adımlar atmaya başladı. Bu doğrultuda Hasta Çocuk şiiri, kişiliğini bulmaya başladığını gösteriyordu. Dönemin özelliği romantizm ve sansür koşulları, toplumcu bir anlayışa yönelmesini geciktirmişti. Servet-i Fünun akımının temel düşüncesi “sanat sanat içindir”
ilkesiydi. Tevfik Fikret şiiri, 1899 yılında toplumculuğa doğru açılmaya başladı. Bu yönelişinde Fransız şair François Coppee’nin büyük etkisi oldu. Coppee’nin Demircilerin Grevi şiirinde olduğu gibi içinde yaşanılan olayların şiirde yansıtılması anlayışını savunmaya başladı. Bu alanda asıl büyük çıkışını ise Sis şiiri ile gerçekleştirdi. Fikret’in Sis’ ten sonraki şiirleri Batı uygarlığı değerlerini benimsememizi öneren toplumcu bir nitelik taşıdı. Tevfik Fikret, 1901 ile 1908 yılları arasındaki dönemi inzivada geçirdi. 1908 deki II. Meşrutiyet ilanını büyük bir coşkuyla karşıladı. Kötümser halinden kurtuldu ve arkadaşlarıyla Tanin gazetesini çıkarmaya başladı. Ancak II. Abdülhamit’in arkasından gelen İttihat Terakki yönetimi onu büyük bir düş kırıklığına uğrattı. Ünlü Hanı Yağma şiiri bu dönemin eleştirisiydi. 1911’ de yeniden inzivaya çekildi. Tevfik Fikret’in ilk dönemi Servet-i Fünun’da ana konuları aşk ve doğaydı. Yumuşak, incelikli, öykümsü bir üslubu vardı. Toplum için sanat anlayışının baskın olduğu dönemde ise konuları uygarlık ve özgürlüktü. Her iki döneme de uygun bir üslup geliştirebilmişti Tevfik Fikret. Ama hem bireyci hem de toplumcu olduğu dönemde bugün bizim için anlaşılması çok zor bir dil kullandı şiirlerinde. Bugün aradan yüz yılı aşkın bir sürenin geçmiş olması, soruna açıklık getirmiyor. Servet-i Fünun şairleri için yenileşmek ve gelişmek, Fransız şiirinin özelliklerini edinmek ve onların Türkçe karşılıklarıyla şiir yazmak demekti. Ancak Fransızca deyimlerin, kavramların Türkçede eşdeğerleri yoktu. Onlar da bu karşılıkları Farsça ve Arapçadan türettiler, böylece o günlerde kullanılan Osmanlıcadan daha anlaşılması zor bir dil çıktı ortaya. Fikret’in dili toplumcu şiirler yazdığı dönemde bile bu özelliğini korudu. Geleneksel Türk şiirini yenileştirme doğrultusunda başarısına karşın anlaşılmazlık kâbusundan kurtulamadı Tevfik Fikret. Toplumun içinde küçük ve etkisi sınırlı bir azınlık olduklarının bilinci, onu arkadaşlarıyla birlikte uzak diyarlarda kendi düşlerine uygun bir yaşam alanı yaratma düşüncesine yöneltti. Servet-i Fünun günlerinde önce Yeni Zelenda’ya, göç için yeterli parayı bulamayınca da Manisa’da Sarıçam köyüne gitmeyi tasarlamışlardı ciddi ciddi.

Benzer Yazılar

Eş seçiminde dikkat etmeniz gerekenler

HayataRehber

Çocuğunuza ders çalışma alışkanlığı kazandırmanın yolları var

HayataRehber

Kadife çiçeği nedir? Faydaları nelerdir?

HayataRehber

Bir Yorum Yazın

Bu web sitesi, deneyiminizi geliştirmek için çerezler kullanır. Bununla ilgili iyi olduğunuzu kabul edeceğiz, ancak isterseniz dilediğiniz zaman çıkabilirsiniz. Kabul Et! Daha Fazlası